Hogwarts Büyücülük ve Cadılık Okulu

by Mct Founder of Web..


 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Karanlık Lord ve Lady Alımları

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: Karanlık Lord ve Lady Alımları   Salı Kas. 11, 2008 7:41 pm

Lord ve Lady olmak isteyenler lütfden bu formu doldurarak yollasın;

Kod:
Başvuru Kartı

[color=dimgray]Adınız & Soyadınız:
Mezun Olduğunuz ßina:
Karakterinizin Fiziksel Özellikleri:
Karakterinizin Kişisel Özellikleri:
Karakterinizin Özgeçmişi:
Hangi Rütbeyi  İstiyorsunuz:
Kaç yıldır Rp yapıyorsunuz:
Neden Böyle Bir Rütbe istiyoruznuz?:
Bu Rütbede Siteye Neler Katıcağınızı Düşünüyorsunu?:
Günlük Ortalama Online Olma Saatiniz?:
Örnek Bir Rp:[/color]

Karar daha sonra açıklanacaktır...!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Amy Melanie Mosh
Sihir Tarihi Profesörü
Sihir Tarihi Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 13
Nerden : Sananeee
Lakap : My immortal
Asanız : Belli Deulll
Tarafınız : Ölüm yiyen tabikiiii
Patronusunuz : Belli Değğulll daha almadımmm
RP Sevgiliniz : Aranıyor...
Yeteneğiniz : Sonuca göre belli olucakkk
Kayıt tarihi : 12/10/08

MesajKonu: Geri: Karanlık Lord ve Lady Alımları   Salı Kas. 11, 2008 7:48 pm

Adınız & Soyadınız: Amy Lee
Mezun Olduğunuz ßina: Slytherin
Karakterinizin Fiziksel Özellikleri:



Karakterinizin Kişisel Özellikleri:
kuşkucu ve özgürdür.. İstemediği birşeyi asla yaptıramazsınız.. Zorlanırsa çok asi davranabilir.. Çabuk sinirlenir... Etrafındaki insanları kolayça kırabilir. üstünlük diye sunulan herşeyi kuşkuyla eleştirir.. İsyan eder... Toplumun değerlerine zıt giyinir, hareket eder, patavatsız davranır.Bunları kabul etmiyen ve onu düzeltmek isteyenlere karşı asidir, yüz çevirip gider..
Karakterinizin Özgeçmişi: Ailenin tek çocuğudur.. Bu yüzden fazlasıyla şımarıktır... Babası lord adına çalışmıştır.. Annesi hogwarts'ta müdüredir.. Her zaman kolay bir hayatı olmuştur.. Zengin bir ailede yaşamıştır....... Bu yüzden hizmetçilere emir vermekten çok hoşlanır.. Emir vermeye çok alışıktır...

Hangi Rütbeyi İstiyorsunuz: Karanlık Lady
Kaç yıldır Rp yapıyorsunuz: tam olarak bilmiyorum
Neden Böyle Bir Rütbe istiyoruznuz?: Çünkü kötüyüm ben ....Karanlık Lady olmayı kim istemez ki...
Bu Rütbede Siteye Neler Katıcağınızı Düşünüyorsunu?: Rütbemin gerektirdiği herşeyi kazandıracağımı düşünüyorum...
Günlük Ortalama Online Olma Saatiniz?: okul dışında her saat diye bilirim Very Happy
Örnek Bir Rp:
Amy bugün erken kalkmıştı. Odasının penceresinden dışarıya baktı. Hava çok karanlıktı.
Amy kendi kendine:
"Bu gün yağmur yağabilir…" dedi.
Tam o anda gök gürültüsünü duydu. Daha sonra da bir şimşek….
Yüzünü yıkadı. Üstünü giyindi. Telefonu çalıyordu. Koşup telefona baktı. Telefondaki menejeriydi...
Menejer:
-Merhaba Amy biliyorsun bugün konserin vardı. Ama hava şartları yüzünden iptal edildi...
Amy:
-Ah! tabiî kide biliyorum. Bu yüzden çok üzgünüm. dedi
Amy menejeriyle biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapattı. O sırada kapı çaldı. Gelen annesiydi. Çok telaşlı bir hali vardı. Amy annesini hemen içeriye aldı.
Amy annesine:
-"Neyin var telaşlı görünüyorsun" dedi..
Annesi:
-"Evet kızım. Baban kaç saat oldu ortalıkta yok başına bir şey gelmesiden korkuyorum. Malum yağmur yağıyor. Arabası kaymış olabilir." dedi ve üzüntülü bir şekilde kızına sarıldı.. Sanki ağlamasını Amynin görmesini istememekcesine kızı bırakmıyordu..
Amy:
-Merak etme. Babam bir otelde durmuştur.dedi.
Annesi:
-İnşallah kızım İnşallah...
O sırada annesinin telefonu çaldı.Annesinin suratından neler olup bittiğini anlamıştı. Annesi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Amy’nin de gözleri dolmuştu.Annesi telefonu kapattı.
Amy :
-tahmin ettiğim şey mi. dedi
Annesi:
-evet kızım baban kaza geçirmiş. Şuan yoğun bakımdaymış. Hemen hastaneye gitmeliyiz. dedi.
Amy ve annesi telaşla dışarı fırladı. Hiçbir araba yoktu etrafta.Amynin şöförüde bugün izinliydi. Amy ve annesi yağmur gökgürültüsü ve yıldırım altında hastaneye doğru koşuyordu. İkiside sırılsıklam olmuştu ve ikiside ağlıyordu. İkisi de çok yorulmuştu. Durdular. O sırada bir ışık gördüler. Daha evlerinden 1-2 metre uzaktalardı. Işık yaklaştıkça bunun bir araba olduğunu anladılar.Hemen Amy arabayı durdurmak için işaret verdi.Araba durdu. İçerisine baktığında çok şaşırmıştı…..
-A a ama se sen …
İçerideki babasıydı. Hemen babasına sarıldı.Ağlamaklı bir şekilde:
-Senin yoğun bakımda olduğunu sanıyorduk bizi çok korkuttun dedi..
Babası:

-Ne anlamadım ben mi yoğun bakımdaymışım?

Annesi:
-Evet senin adamın olduğunu söyleyen biri beni aradı ve senin...
Babası dur şeklinde elini işaret etti. Böyle bir şeyi kim yapmış olabilirdi. Amy ve annesi arabaya bindi ve eve geri döndüler.
Amy içinden şu kelimeleri geçirdi. “bugün her şey üst üste geldi” dedi.

2. gün
Amy nin konseri başlıyacaktı. Amy kuliste hazırlıklarını tamamlamıştı. Bütün heyecanlı kalabalık onu bekliyordu.
Amy müzikle beraber sunucunun Am'yi sunmasıyla içeri girdi. ve şarkısına başladı...

-Catch me as i fall
Say you're here and it's all over now
Speaking to the atmosphere
No one's here and i fall into myself
This truth drives me into madness
I know i can stop the pain if i will it all away

Don't turn away
Don't give in to the pain
Don't try to hide
Though they're screaming your name
Don't close your eyes
God knows what lies behind them
Don't turn out the light
Never sleep never die

I'm frightened by what i see
But somehow i know that there's much more to come
Immobilized by my fear
And soon to be blinded by tears
I can stop the pain if i will it all away

Don't turn away
Don't give in to the pain
Don't try to hide
Though they're screaming your name
Don't close your eyes
God knows what lies behind them
Don't turn out the light
Never sleep never die

Fallen angels at my feet
Whispered voices at my ear
Death before my eyes
Lying next to me i fear
She beckons me shall i give in
Upon my end shall i begin
Forsaking all i've fallen for i rise to meet the end


Şarkı bittiğinde bütün kalabalık onu delice alkışlıyordu. Amy çok mutluydu. Dünkü olaydan sonra hayranları ona çok iyi gelmişti. Konser bitti ve Amy dışarı çıktı. Amy nin hayranları onu görünce izdiham oluştu. Küçük bir hayranı ondan bir parçasını söylemesini istiyordu. Amy kıramadı ve my immortal şarkısının nakaratını söyledi...

-When you cried I'd wipe away all of your tears
When you'd scream I'd fight away all of your fears
And I held your hand through all of these years
But you still have
All of me


Şarkı bittiğinde bütün kalabalık yine coşku içinde onu alkışladı. Amy selam vererek arabasına bindi ve evine doğru yol aldı...



_________________




En son Amy Lee tarafından Salı Kas. 11, 2008 8:24 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Lisa Angel Caliente
İksir Profesörü
İksir Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 14
Yaş : 29
Nerden : Diğer siteden xD
Lakap : tatlı cadı
Asanız : yok
Tarafınız : Karanlık Taraftan şaşmayan bir bünye xD~~
Patronusunuz : Çatalboynuzlu Geyik
RP Sevgiliniz : ~Daniel Jacob Black~
Yeteneğiniz : Veela
Kayıt tarihi : 09/08/08

MesajKonu: Geri: Karanlık Lord ve Lady Alımları   Salı Kas. 11, 2008 7:55 pm

Adınız & Soyadınız: Lisa Angel Black
Mezun Olduğunuz ßina: Ravenclaw
Karakterinizin Fiziksel Özellikleri: Omzuna dökülen, kalın telli yumuşacık kızıl saçları vardır Lisa'nın. Aslında bir Metamorfmagus olduğu için sürekli görüntüsünü deiğiştirir. Sarı saçları çok sever. Bu yüzden onu sarı saçlar içinde görebilirsiniz. Yaşıtlarına göre uzun boyludur. Gülümsemesi insanın içini ısıtacak kadar sıcaktır. Teni bazen süt beyazı bazen de koyu esmer olur. Normalde esmerliğin kendisine yakıştığını düşünse de çevresindekiler açık teni ona daha çok yakıştırır. İnca ve düz bacakları vardır. Parmakları da uzundur. Neredeyse kaşlarına değen kirpiklere sahiptir. Ellerinin içinde binbir tane çizgi vardır. Kendisini her haliyle sever. Atletik bir yapısı vardır. Çok zayıftır.

Karakterinizin Kişisel Özellikleri:Lisa, yufka yürekli birisidir. Ölüm Yiyen olmasına rağmen Ravenclaw Bina'sında kalmıştır. Bu da bunun bir göstergesidir. Caliente ailesinde ne kadar hor görülse de bazı üyeler tarafından sevilmiş ve içlerine alınmıştır. Lisa ne kadar yufka yürekli görünse de ihanet karşısında yapamayacağı şey yoktur. Gerek ona, gerek Ölüm Yiyen'lere gerek de arkadaşlarına ihanet edenlere karşı kin besler. İftiracılardan ve ylancılardan nefret eder.
Karakterinizin Özgeçmişi:
Hangi Rütbeyi İstiyorsunuz: Karanlık Lady
Kaç yıldır Rp yapıyorsunuz: 2,5
Neden Böyle Bir Rütbe istiyorsunuz?: Karanlık Lady'lik bir emek ister. Sanat ister. İyi rpg ister. Bunların da kendimde olduğunu düşünüyorum.
Bu Rütbede Siteye Neler Katıcağınızı Düşünüyorsunuz?: Son zamanlarda kendimi rpg konusunda çok geliştirdim ve artık çok iyi rpg yapıyorum
Günlük Ortalama Online Olma Saatiniz?: 1

Örnek Bir Rp:
(başka bir sitede Jennifer Lopez'i temsil ederken yapmıştım. Aslında bu rpgyi sitelere koymaktan utanıyorum çünkü rpgye ilk başladığım sıralarda kendi ağzımdan yazıyordum xD):
Çok güzel ve sıcak bir gündü. Eylül ayının ilk günleriydi. Güneş olabildiğince sıcaktı. Bazen etrafa bakmakta zorlanıyordu. Bir gözümü kapatıp hatta diğer gözümü de kısarak bakıyordu etrafa. Sıcaktan boncuk boncuk terlemişti.O zamanlarda şimdiki gibi imkânlar yoktu. Köy yerinde bir bakkal dükkânı vardı. onlar yaptığımız fındığı orada satar, oradan da kurabiye, horozlu şeker, sakız, çikolata, mantar tabancası ve tabanca mantarı satın alırdı. Dükkâncı (bir tarafı bakkal bir tarafı kahvehane) hem satarken hem de alırken kazanırdı. Bu yüzden büyüklerimiz bu tür alışverişlere çok kızardı. Hatta babası bu konuda çok daha katıydı. Ne de olsa o şehirli sayılırdı. Çünkü o köyden ayrılmış küçük yaşlarında şehre inmiş ve marangoz olarak çalışmıştı. Hatta birçok şehir gezmişti. Değişik diyarlarda dolaşmıştı ve bayağı gurbetlik yaşamıştı. Çevresinde sayılan sevilen itibar gören biriydi. Ailenin en küçük oğlu olmasına rağmen hepsinden önce de evlenmişti. Yani babası erkeklerin en küçüğü olmasına rağmen en erken evlenen olmuştu.

Dolayısıyla jennifer da sülalenin en büyük çocuğu oluyordu. Diğer amca çocukları arasında biraz da kıskanılıyordu. Hele hele jenniferla aynı yaşta olup ancak jenniferden küçük olanlar (bir-iki ay) bayağı kıskançlık içindeydiler. Bu nedenle çok sert ve yargısız infaz meraklısı olan babası tarafından her fırsatta dayak yemmemesi için her türlü şikayette bulunurlardı. Babası da bazen sözlü olarak ve genelde de dayakla uyarılarda bulunurdu. Aslında yediği dayaklarda pek kabahatli sayılmazdı. Ancak bunca şehir gezmişti, onca insan tanımışti çevresinde akıllı geçinen babası sırf onlara yaraşmak için mi dese yoksa cahilliğin verdiği saflıkla mı dese jenniferi her fırsatta döverdi. Hatta onların yaptıkları kabahatlere neden engel olmadı diye onların yerine yine jenniferi döverdi. Yahu jenniferın yaşıtı insanlar jennifer niye ve nasıl engel olasın onlara dese azar işitirdi. Bu durum jenniferda karşı etki yapardı. Eh o dayak atmayı marifet sanır hale gelmişti. jennifer ise nerdeyse alışmıştı. On iki yaşlarında idi. O yaşlarda kim sevmezdi oyun oynamayı. Bilenler bilir 1967’li yıllarda tek eğlence kaynağı sinema idi. Toplumun en seçkininden en yoksuluna kadar her kesimin en başta gelen eğlence kaynağı olan sinemalarda genelde Amerikan ve İtalyan kaynaklı Kovboy filmleri veya gangster filmleri gösterilirdi. Bizlerde çocuk olarak oradaki karakterlere heveslenir onlar gibi oyunlar oynardık. En sevdiğimiz oyuncaklarda tabancalardı. Şimdi de öyle değil mi! Neyse.


Bakkal dükkânında içeri girdi yaptığım fındığı tarttırdı. Bakkal karşılığında ne istediğini sordu. jennifer de “Para isterim.” dedi. Ancak Bakkal Ahmet amca “kızım ne yapacaksın parayı.”
Dedi. Sanki jennifer de ayıp bir şey yapıyormuş gibi utandı. Çünkü fındık veya yumurta satıp karşılında para alan pek olmazdı. Zaten diğer arkadaşları sattıkları fındığı öteberiye çoktan öteberiye çevirmişlerdi. Kimi çikolata kimi sakız kimi mantar kimi kurabiye almıştı. Hepsi de çok mutlu görünüyorlardı oysa asıl mutlu olan Bakkal Ahmet amca idi. Öyle ya hem alırken hem de satarken kazanıyordu. jennifer aç olduğu için sarı kurabiyelerden üç dört tane aldı. Bir mantar tabancası ve bir kutu da mantar almıştı. Paradan üste bir şeyler kalmıştı.

Evimizin bulunduğu sırt ile dükkânın olduğu yer arasında. on-onbeş dakikalık bir mesafe vardı. Karadeniz yöresini bilenler iyi bilir ki yörede düz arazi pek azdır. Genelde sırtlardan ve vadilerden oluşan bir coğrafi yapı vardır. Bu sırtlar denize doğru uzanırlar ve kıyılarda biterler. Genellikle çok ağaçlıklı bölgedir. Kıran dediğimiz bayır ama otla veya dikenlerle kaplı alanlar vardır ki buralar oyun için pek uygun değildirler. Zaten buralarda hayvanlar otlatılırdı. Kimileri de çayır yapmak için nadas bırakırdı. Ancak sırt dediğimiz her iki yamacın birleştiği yerler vardır. Buralarda oyun oynamak için uygun yerler bulunurdu. Pek geniş olmayan tam da düz olmayan ama evlerden uzakça yerlerdi buralar.

Evlere yakın olmamasını daha özgür olabilmek için isterdi. Zira köylük yerlerde daima insana ihtiyaç bulunurdu. İşte aldıklarımızı bu sırtta tüketip sonra oyun oynamaya başlardı. Bende kurabiyelerini afiyetle yedikten sonra diğer arkadaşlarla oyun oynamaya koyuldu. Mantarlarını tüketmesi gerekirdi. Yoksa onlarla yakalanırsam vay geldi başıma.Vakit bir hayli geç olmuştu. Nerede ise hava kararmak üzereydi. Daha fazla geç kalmadan eve gitmeliydi. Yoksa iyi bir azar işitebilirdi. Belki de kötek vardı. Neyse acele ile vardı kendi evileri yoktu. Dedesinin ikinci karısını aldıklarından sonra yarısı topraktan aşağıda olarak bir oda bir yer evi olarak yaptırdığı salaş yıkılmaya yüz tutmuş bir evde oturuyorlardı.. Asıl dede evinde ki Bu evin aslı Ermenilerden kalma idi ve halasının dikkatsizliği sonucunda yanmıştı. Çok zaman sefillik çektikten sonra babasının aklı ve gücü yettiğinde kendisi ve halalarının gayreti ile yangından geri kalan duvarların üzerine tek katlı olarak yeniden yapılmıştı. Bazen halaları da karşıdaki dağı gösterip (ki oraya “Argula”, derlerdi ve kocaman ağaçlarla kaplı büyük bir dağdı) “Bak ta şu tepelerden kereste çekerdik.” diye anlatırlardı. İçinden dikkat etseydiniz de güzelim evi yakmasaydınız oh olmuş diye geçirirdi..

Gerçi bu evde bir tek köye yazlığa çıktığınızda kalırdı. Ama ne olursa olsun doğru dürüst bir eviniz yoktu. Bu nedenle de köye gitmeyi hiç istemezdi. Bir de şehirde daha özgürdü ve çevresinde daha candan arkadaşları vardı. Dedi ya akraba çocuklarıyla pek sevişmezdi. Ama yine de mecburdu. Bu salaş evin karataş duvarları dökülmeye başlamıştı. Bu nedenle içinde oyuklar oluşmuştu.Oda mantar tabancamı bu kovuklardan birine soktu ve önene de yine duvardan dökülmüş taşlardan birini tıkadı. Artık babasıda sakladığına emindi. Babam şehirde çalıştığı için eve akşamdan geliyordu. O akşamda köyün minibüsü ile gelmişti. Geldiğinde doğrudan eve gelmemiş amcamlara uğramıştı. Pek sevmediği için o taraflara gitmezdi.


Hava iyice kararmıştı ki babasının gürlemesini duydu. “-Ulan nerdesin, çabuk buraya gel.” jennifer da kime kızıp bağırdığını anlamadığından pek aldırış etmedi. Ancak bu sefer sesi daha yakından ve daha sert geliyordu. Anladı ki bütün öfkesi ve tüm bu bağırtıları jenniferaydı. Birden dizlerinin bağı çözüldü. jennifer şimdi ne yapacaktım. Ne olmuştu da bu adam bu kadar kızmıştı. Aradan bir iki saniye geçmişti ki babasının ateş saçan gözleri ile karşılaşmıştı. Aman yarabbim şimdi ne yapacaktı, nasıl nereye kaçacaktı. O karşında “Çabuk yanıma gel.” diye gürlüyordu. jennifer ise korkusundan tir tir titriyordu. Kaçsa nasıl, nereye kadar kaçacaktı. Sonra neden bu kadar kızdığını da anlamamıştı ki. O orada annesinin sesi duyuldu. “Ne oldu akraba niye bağırıyorsun.” Diye sordu babasına. Annesiyle babası hala-dayı çocukları olduğu için ona Akraba diye hitap ederdi. Babası ise annesini duymamıştı bile. Buradan da anladı ki iş sandığından bile ciddiydi. Ne yapabilirdi. Annesi sorusunu tekrarlayınca “ O bilir kabahatini.” Dedi. jenniferda “Nedir, ne yapmışım ?” diye yarı ağlamaklı sordu. “Çabuk getir onu bana.” Dedi. Ben ise neyi istediğini anlamamıştı. Öyle ya ne istiyordu bu adam diye geçti içimden. O ise bir iki küfür patlattıktan sonra. ”Nereye sakladın o tabancayı” diye sordu. Annesi araya girdi ve “ Herif ne tabancası ben onda tabanca falan görmedim. Nerden çıkarıyorsun tabancayı.” Dedi. jennifer olayı anlamıştı. Birisi onu ispiyonlamıştı. Ama kim ? jennifer bir iki inkârdan sonra korkudan tabancayı sakladığı yerden aldı ve babasına getirdi.

O ise savaş kazanmış kumandan edasıyla “Bak karı ben sana demedim mi al işte oğlunun marifeti.” Dedi. “Ver onu bana.” Deyip tabancayı hışımla elimden aldı. Bir eli ile aniden kulağına yapıştı.
Ama ne yapışma sanki kulağını koparıyordu. Bir yandan da “Bununla millete ateş ediyormuşsun ha.” Diyordu. jennifer ne kadar itiraz ediyorsa da fayda etmiyordu. Annesi ne kadar uğraştıysa da beni elinden kurtaramamıştı. Sonra elindeki tabanca ile kafasına vurmaya başladı. Bilenleriniz vardır. O zaman kalın sacdan presleme yolu ile yapılmıştı o tabancalar. Yani kalın ve sağlamdılar. Öyle kolay kolay kırılır veya dağılır bir şey değillerdi. Birazdan kafasından kanlar akmaya başlamıştı. Her vuruşunda değişik bir yerinde kan çıkıyordu. Elindeki tabanca parçalanıncaya kadar vurdu. Etraftan bunca bağırtıyı duyanlar toplanmıştı. Bu durumumu gören annesi ise hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Kadıncağızın elinden bir şey gelmiyordu. Çaresizlik içinde kıvranıyordu. Bir yandan da gelenler ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Bir insanda bu kadar kin bu kadar hainlik olabileceği, akıl almaz bir şeydi. Bu arada bayılmıştı. Gözlerini açtığında annesinin ona sıkıca sarılmış ve hüngür hüngür ağladığını gördü. Daha tam ayılmamıştı.Üstü başı kanlar içindeydi. Bir taraftan da kafasına bir şeyler sardıklarını gördü ama. Kan onları da geçip sızıyordu. Bu kadar kızgınlığın bu kadar hırsın sebebi neydi.

jennifer ı bu kadar haksız ve sebepsiz yere öldürürcesine dövmek nedendi. Hala anlamamıştı. Fakat içinde babasına karşı bir kin bir hırs oluşmuştu. Öyle ya daha ne olduğunu tam anlamadan neden bu hale getirilmişti.Kulakları uğulduyor. Kafasının üst tarafı müthiş ağrıyordu. Kalabalığın uğultusu ağlama sesleri gidip gelen bayılır gibi olmasının hepsi iç içeydi. Gördüğü kadarıyla babası o kalabalıktan uzaklaşmıştı. jenniferin ise hıçkırıkları kesilmek bilmiyordu. Aradan epey bir zaman geçti. Annesi bu arada birilerine bağırmaya başladı. Onlara “ Defolun buradan. Bu çocuğu siz bu hale getirttiniz. İşte marifetiniz görün de sevinin”. Diyordu. jenniferı o kalabalıktan alıp neredeyse sürüyerek eve soktu. Önce kanlanmış olan üstünü değiştirdi. Sonra sıtma nöbetine tutulmuş gibi titrediğinden ve ağladığından. Kucağına alarak tekrar sakinleştirmeye çalıştı. Aradan epey bir zaman geçmişti. Biraz kendisine geldiğinde annesinee neler olduğunu sordu. Annesi ise oğlum bu yengenlerin b.k yemesi. Güya sen onların folunda (tavukların yumurtladığı yer) yumurta çalmışsın gidip tükanda (dükkânda) satmışsın. Sonra tabanca almışsın bu tabanca ile de onların çocuklarının üzerine yüzlerine ateş etmişsin.” Dedi. Oysa bu anlattıklarının hiç biriyle ilgim yoktu.



Tabanca aldığı doğruydu. Ama ne yumurta çalarak bu tabancayı almıştı, ne de onların çocukları ile oynamıştı. Hele hele üzerlerine ateş etmek akıl alacak bir şey değildi. Bu iş onu derinden yaralamıştı. Nasıl kızmışıtı nasıl öfke seline dönmüşütü. Bir görseniz şaşırırdınız. O hırsla annesinin yanından fırladı “Nerde o adam .” diye sordu. Annesi “Gel oğlum otur, sonra arasın bak hala başın kanıyor, bayılacaksın.” Diye jenniferi sakinleştirmeye çalışıyordu. Oysa ok yaydan fırlamıştı bir kere. Artık geri dönemezdi. O kapı bu kapı babasını aramaya koyuldu. En büyük amcaların evinden sesi geliyordu. Büyük amcam kendinse kızıp nasihatte bulunuyordu. O ise güya jenniferı kendisine yalan söylememe kızmıştı.
“Nasıl bana yalan söyler.”
[color=orange]Diye öfkelenmişti. Bu sırada içeriye bir hışımla daldı. Duyduğu en son sözlerinin üzerine “Sana kim yalan söylemiş. Diye bağırdı. Ha bu arada küfür ettiğini de söyleyenler var. Ama jennifer hatırlamıyordu. Ömründe ilk defa babasına karşı böylesine öfkeli bu kadar bir karşı duruş içerisindeydi. Bu arada annesi de arkasından yetişmiş olanları anlamaya çalışıyordu. jennifer ise ağlamaklı bir seslen “Sen bana neden sormadın ne olduğunu. Ben kimin folundan yumurta çalmışım?

Kim söyledi sana bunları. jennifer hangisine tabanca patlatmıştı. “Bu arada benden beş yaş küçük erkek kardeşim de odaya girmişti. O da araya girerek. Yok baba abim bizlerle değildi Kendisi ganzilis yaptı buralarda hiç oynamadı Sırtta idi bütün gün. Diğerleri bizimleydi. Ben şahidim.” Dedi. Her nedense babası erkek kardeşinin sözlerine güvenirdi. Neden olduğunu bilmem ama sanki ondan daha çok hoşnuttu. Onu daha çok severdi veya bana öyle gelirdi. Ama o karşı bile dursa ona bir şey demezdi. Annem bir yandan, kardeşim bir yandan amcasının bir yandan babasına bana karşı yapılan haksızlığı anlatmaya çabalıyorlardı. jennifer ise kin ve nefret dolu bakışlarla“Be salak adam anlamadan dinlemeden beni bu hale neden soktun.” Diye içinden geçiriyordu.
[i]Gerisi sığmıyor Reyocan

_________________


İçimde bir ateş yanıyor...Bedenim dar gelir oldu...Ateşime ister körüklerle gel, ister suyla...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwarts.turkproforum.net/lejant-f8/vanessa-hugdens-t108.
Peter Thompson
Karanlık Lord // Admin
Karanlık Lord // Admin


Mesaj Sayısı : 4
RP Sevgiliniz : Lizzie Medusa Mosh
Kayıt tarihi : 06/08/08

MesajKonu: Geri: Karanlık Lord ve Lady Alımları   Salı Kas. 11, 2008 8:01 pm

~~ BiLgiLendirme ~~

Karanlık Lady'i ben seçeceğim..Çünkü karanlık Lord olacağım Lady'mi kendim seçeceğim.ANCAK hemen görevine başlamayacak kurgu gereği..Lütfen sabredin KaranLık Lord Alımı yok Lady Adayları Rp bırakabilir..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwarts.turkproforum.net
Lisa Angel Caliente
İksir Profesörü
İksir Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 14
Yaş : 29
Nerden : Diğer siteden xD
Lakap : tatlı cadı
Asanız : yok
Tarafınız : Karanlık Taraftan şaşmayan bir bünye xD~~
Patronusunuz : Çatalboynuzlu Geyik
RP Sevgiliniz : ~Daniel Jacob Black~
Yeteneğiniz : Veela
Kayıt tarihi : 09/08/08

MesajKonu: Geri: Karanlık Lord ve Lady Alımları   Salı Kas. 11, 2008 9:42 pm

Lady olmaktan vazgeçtim =)

_________________


İçimde bir ateş yanıyor...Bedenim dar gelir oldu...Ateşime ister körüklerle gel, ister suyla...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwarts.turkproforum.net/lejant-f8/vanessa-hugdens-t108.
Leia.G.Strong
Dükkan Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 6
Nerden : Öyle bir yerlerden işte,çıktım geldim,artık buralıyım...
Lakap : Lei
Asanız : ---
Tarafınız : ÖY
Patronusunuz : Tilki
RP Sevgiliniz : ---
Yeteneğiniz : ---
Kayıt tarihi : 12/11/08

MesajKonu: Geri: Karanlık Lord ve Lady Alımları   Çarş. Kas. 12, 2008 9:28 pm

Başvuru Kartı

Adınız & Soyadınız: Leia Gretchen Strong
Mezun Olduğunuz ßina: Rawenclaw
Karakterinizin Fiziksel Özellikleri:




Saç: Siyah
Göz: Yeşil
Boy: 1.70
Kilo: 47

Karakterinizin Kişisel Özellikleri:

-Soğukkanlı
-Sakin
-Dürüst

-Açıksözlü
-İnatçı
-Mantıklı
-Zeki
-Kararlı
-Cesur
-Sadık
-İnandırıcı
-Acıya dayanıklı


Karakterinizin Özgeçmişi:

Strong ailesinin bir üyesi olan Leia,ailesindeki çoğunluğun aksine karanlık taraftara yatkındır.Küçüklükten beri karanlık sanatlara olan ilgisi ailesini telaşlandırmış ve onu kendilerinden uzaklaştırmasına sebep olmuştur.Leia daha 13 yaşındayken kendisini Zümrüdanka Yoldaşlığı na katılması için yetiştiren ailesinden kaçıp Romanyadaki ölümyiyen amcasında kalmaya başlar. Amcası kendisini acımasız ve ruhsuz,karanlık tarafa sadık bir asker olarak yetiştirmeye çalışsa da Leia kendi kişisel özelliklerinden de ödün vermez...

Hangi Rütbeyi İstiyorsunuz: Karanlık Lady ((Aslında lord olacaktım da,neyse Razz ))
Kaç yıldır Rp yapıyorsunuz: RP 1-1 büçük yıl falan olmuştur ama geniş bir FRP geçmişim var...
Neden Böyle Bir Rütbe istiyoruznuz?: Şöyle izah edeyim, karanlık tarafa bağlı her dişi Karanlık Lady olabilme hayalleri içerisindedir...
Bu Rütbede Siteye Neler Katıcağınızı Düşünüyorsunu?: Bir kere karanlık Lady olunca insan daha havaya giriyor,daha büyük bir mevki...Düşünsenize siteyi önerdim birine " Ben burada " KARANLIK LEYDİYİM!"
Vay be... Very Happy
Günlük Ortalama Online Olma Saatiniz?: Sınav haftalarında biraz kısıtlansam da hafta içi en az 30 dk,hafta sonu da birkaç saat...


Örnek Bir Rp(Başka sitedeki bir RPm):

Orman-

Lizin bastığı kuru dalın çıtırtısı boş ormanın derinliklerine kadar yankılandı.Gecenin köründe Yasak ormanın içlerine doğru ilerliyordu.Muhtemelen saat 21.00'ı bir hayli geçmişti ama umursamadı.Mışıl mışıl uyuyan öğrencilerin aksine Liz bu monoton hayatına yeni heyecanlar katma peşindeydi.

Yanımda birinin olmaması ne yazık! diye düşündü bir an.Elleri üstündeki kalın polara rağmen buz gibiydi,ısıtma çabasıyla ellerini ceplerine soktu ve ilerlemeye devam etti.Ayaklarının dibindeki dal parçaları ayağını yere bastıkça çatırdıyor ve sesssizce ormanda ilerlemesine engel oluyordu. Esintiyle hareket eden ağaç dallarının gölgesi paranoyaya bağlamış herhangi birinin delirmesine sebep olabilirdi.

Liz bir süre sessizce düşünerek ilerlemeyi sürdürdü.Muhtemelen şu anki davranışları sebebiyle birkaç ceza alacaktı. "Yasak Ormana" "Yasak" olduğunu bile bile girmek..Üstelik uyuyor olması gerekirken!
Liz o uslu ve kuralcı "süt çocukları" gibi değildi işte.Kanındaki adrenalinin kendini belli etmesi gerekliydi.Hiperaktifliğini belli başlı davranışlarla göstermeliydi!Lizi yapısı buydu,tek bir başlık altında toplanırsa Liz "Yaramaz"dı!

Olduğu yerde durup çevresine bakındı.Düşüne düşüne oldukça yol katetmişti ve şimdi nerede olduğunu kestiremiyordu.Kalın sis tabakası çevresini sarmıştı ve şimdi dönüş yolu da seçilemeyecek gibiydi.Sis Lizi yutmuştu,ayağının ucunu dahi göremiyordu.
Ani bir telaşla yerinde dört dönüp gökyüzüne baktı.Karanlık gökyüzü olduğu yerde,yukarıdaydı fakat çevresi su buharı idi,ardında neler barındırdığıysa muamma..

Telaşla yolunu bulmak üzere koşmaya başladı.Olabildiğince soğukkanlılığını korumaya çalışıyordu.Eninde sonunda sabah olacak ya da sis dağılacaktı..
Belki de Liz için bir daha sabah olmazdı..!

Yasak Ormanın içinde bulundurduğu hayvan çeşitleriyle ilgili bilgileri çok temeldi.Bilmediği tonlarca yaratık olabilirdi ve herhangi biri sisin içinden Lize saldırabilirdi.Bu çok kolay olurdu,Liz şu anda çok savunmasızdı.Ceplerini yoklayıp asasını aradı.
Cebinde değildi,yanında değildi.Düşürmüş olmalıydı!
Bahtsızlığına lanetler okuyup çıkış yoluna ait birkaç ipucu aradı gözleriyle.Asası da yanında değilken çok savunmasız ve muhtaç hissediyordu.Gecenin karanlığında,ait olmadığı bu yerde çaresiz hissetti.

Koşmanın yararı yoktu,ne kadar ilerlerse ilerlesin sonuç aynıydı;sis!
Sonu gelmeyen bir labirennten farksızdı bu ortam,geniş ve kalın sis tabakası tüm ormanı yutmuştu.
Kolunda saati de yoktu,geçen zamanı anlamak için yeniden gökyüzüne çevirdi bakışlarını.Ay yükselmişti,dolunay bulutların ardında bile olsa parlaklığını yitirmemişti.
Dolunay,kurtadamlar... Yasak Ormanda da kurtadam olma olasılığı var mıydı?
Bu düşünceyle ürperdi ve ağır adımlarla ilerlemeye devam etti.Ciğerleri koşmanın etkisiyle gerilmişti ve nefes almasını zorlaştırıyordu.Derin derin nefes alarak adımlarını yavaşlattı.Koşmasına gerek yoktu,zamanla ilgili herhangi bir sıkıntısı yoktu.Gece onundu ve bu durumda ses çıkarmanın ölümcül sonuçlar olabilirdi...

Önüne büyük bir engel çıkınca el yordamıyla ne olduğunu anlamaya çalıştı.Bu geniş bir ağaç gövdesiydi,kökleri topraktan fırlamış bir ağaç,muhtemelen çınar ağacı.

Aniden bir uluma duyduğunda arkasına döndü.Kurt sesi gibiydi ama Liz ondan önce bağıran bir erkek sesi duyduğuna emindi.

Alnına sürtünen saçlarını gözünün önünden çekip korkuyla koştu.
Kurtadamlar!Yasak ormanda!

Liz bu durumda yapabileceği en iyi şeyi yaptı,ileride görebildiği geniş ağızlı mağaraya girip dışarıdaki tehlikelere karşı korundu.Ama içerideki tehlikeleri hesaba katmamıştı...

-Mağara-

Lisa karanlık ve nemli mağara içinde ağır adımlarla ilerliyordu.Elinde muggle Kentten aldığı bir muggle aracı vardı,onlar buna fener diyordu.Çok kullanışlı sayılmazdı,yine de ortamı yeteri kadar aydınlatıyordu. Fenerin ağzından süzülen beyaz ışığın etkisiyle gölgesi adeta duvarda dans ediyordu.

Mağara her zaman aynı ölçülerde değildi,bazen Liz'in sürünerek geçmesi gerekiyordu,bazense koridor 20 adamlık bir askeri bölüğün yan yana geçebileceği kadar genişliyordu.Liz elindeki cihazı endişeden terleyen elinde döndürüp yine daralan koridorda ilerledi.Her adımıyla ayak sesleri mağaranın çıplak duvarlarında yankılanıyordu.Mağaranın bu kadar büyük olacağını tahmin etmemişti.Olabildiğince emin adımlarla ilerlemeyi sürdürdü.Mağara emeklenerek geçilebilecek hali aldığında Liz sürünmeye başladı.Duvarlardan akan yapışkan sıvılara aldırmamaya çalışıyordu.Bir çıkış yolu olmalıydı,geldiği yönden çıkamazdı,orada çiğ çiğ parçalara ayrılıp mideye indirilmeyi bekleyemezdi!Neredeyse 2 kol mesafelik bir yerin sonundaki açıklığı gördü. Geniş bir alana açılıyordu,Liz heyecanla feneri tutan kolunu önünde tutup zorlukla kendini o daracık boşluktan geçirdi.

Sonunda delikten aşağı düştüğünde(ki alçak bir yerden düşmüş sayılmazdı) çevresine bakınma fırsatı buldu.Ayağa kalkıp incinen bileğini ovuşturdu.Elleri toz içinde kalmıştı ve düşmenin etkisiyle fenerin pilleri fırlayıp etrafı kör karanlığa bürümüştü.Liz öncelikle tozlu ellerini birbirine sürttü sonra el çırpmasına benzer bir hareket uyguladı.Bu hareketiyle beraber zifiri odadaki tüm fenerler tek bir hareketle yandı ve içeridekileri gözler önüne serdi.

Vay canına!Ohaa! dedi Liz en içten tepkisiyle.Oda altın rengi duvarları olan genişçe bir yerden ibaretti.Yerde mozaikten kırmızı bir ejder figürü vardı ve tüm zemin boyunca yayılmıştı.Dışarıdaki soğuğun aksine burası oldukça sıcaktı.Hatta fazla sıcak..

Liz üstündeki kapşonlu poları çıkarıp omzuna aldı.Üzerindekiler iyice yıpranmıştı,çizgili tişörtü duvarıdaki yapışkan sıvıya bulanmıştı ve kot pantolonunda da bariz büyüklükteki yırtıklar açıkça görülüyordu.

Üstündekilerin durumuna fazla takılmadı,odanın karşısındaki kapılar daha çok ilgisini çekiyordu.Kapıların karşısına ilerleyip merakla baktı.Karşısında 3 tane kapı vardı;Altın,gümüş,bronz...
Bir başkası olsa muhtemelen altın kapıya atlardı,ama Liz bunda bir bit yeniği olduğunu seziyordu. Bronz kapıyı seçmeyi düşündü daha sonrasında ama onun ardındaki şeyden de habersizdi. hepsini de açabilirdi,ama bu enayilik olurdu.

Bronz kapının önünde durup kapıya baktı.Kapının çevresi bakır renkli ince işçilik isteyen oymalarla bezenmişti,kapı kolu ise soru işareti şeklindeydi.Diğerlerinin kapı kolu da soru işareti şeklindeydi.Liz ürperdi,nasıl bir yerdi burası??

Derin bir nefes alıp elini kapı koluna attı.Ama acıyla elini geri çekip üfledi.Kafı kolu sıcak değildi aksine çok soğuktu!

Mantığını topla salak kız!Mantıklı ol! dedi boğuk bir ses.Liz görünür şekild sıçrayıp yanındakine baktı.Gördüğü şey daha da tırsmasını sağladı.Siyah pelerin içinde havada duran bir silüet yanında belirivermişti!

Ne mantığı?Deli misin sen? dedi kendini toparlayıp.Silüet cevapladı;

Seni buraya bunun için getirdik ufaklık! Mantıklı bir çocuksun diye!Şimdi doğru kapıyı seç içeridekileri daha fazla oyalayamam!

Niye ben? dedi Liz merakla bir o kadar da huysuzca.Ne olduğunu anlayamıyordu

Çünkü "o" seni seçti! diye yanıtladı silüet.Liz hala birşey anlamamıştı;

İçeride ne var?dei Liz ardından buna cevap bulabilme umuduyla

Görmek istemeyeceğin şeyler! dedi pelerinden gelen boğuk ses yeniden.

Sabrı taşmış olan Liz aşırı cesaret isteyen bir tavırla silüete yaklaştırdı ve ince kemikli parmağıyle silüetin göğsünü dürttü:

Beni bu lanet ürkütücü yere kapı açtırmaya mı getirdiğini söylüyorsun?Ne akla hizmet böyle birşey yaparsın seni uçan pelerin bozması yaratık?!Burada ölebilirim farkında mısın??Bir açıklama istiyorum senden,geçiştirme ya da oyalama olmadan!

Silüet başını iki yana sallayıp;

Anlamıyorsun değil mi ölümlü yaratık...Bunları sana ben söyleyemem!Kapıların neye göre açıldığını çözmek zorundasın!Bronz kapıyı açamadın,nedenini sen bulmalısın! Silüet bunu der demez tiz bir çığlık kopardı,acı çekercesine başını geriye attı ve silikleşti.
Liz cidden birşey anlamıyordu ama bunu çözebilirdi.

Kapıya yeniden baktığında bir yazı yazdığını gördü,her yazının yanında da bir kral figürü vardı;

Zamanı geldiğinde saçıldı hazineler
Verildi kurbanlar,en iyi ganimetler
Buna rağmen dinmedi onun bu duygusu
Kapıyı açamadı o duygunun yoksunluğu...



Liz tekerlemeyi defalarce kez okudu.Diğer kapılardakileri okuyup öyle bulmaya karar verdi.Altın kapının üstünde kocaman bir 8 vardı.önüne geçip tekerlemeyi okumaya başladı;


8 dediler,ışığın habercisi
Karanlık hakimken muhtaç kimileri
Oysa ayı söndürdü geceden onun kudreti
ve açamadı bundan dolayı bu geçidi...




Liz koşup bir de gümüş kapıdakini okudu,aralarında bir bağlantı olması umuduyla;


Dudaklar konuştu kulaklar işitti
Kapının ardındakini diller iletti
O da inat etti bulacaktı bu hissi
Bilemedi buna kör bir bilge sahipti

Liz kararsızlıkla geri çekilip 3 kapıya birden baktı.Kafası karışmıştı.Can alıcı kelimeleri tekrar etti

Saçılan hazineler,iyiliğin habercisi,ışık,kör bir dilenci??Tanrım,sihir tarihine çalışmalıydım! dedi.Buradan hiç çıkamayacağını hissetmeye başlamıştı ve git gide bu dar mekan tüylerini ürpertiyordu.

Şimdi... dedi ve volta atmaya başladı. Hepsi bağlantılı,bunu biliyoruz. Harflerin değerlerini toplasak?

Harflerin "Numa" alfabesindeki yerlerini topladığında sevinçle yüzü aydınlandı

22,23,24!Hepsi 20li basamaklar! dedi sevinçle.23.kapıyı seçmeliydi,23ünde doğduğu için...Altın kapı!

Kapıya gidip kendinden emin bir edayla kapı kolunu kavradı.Ama yine acıyla elini çekmek zrunda kalmıştı,bu seferki sıcaktı!

Tiz çığlık yeniden koptu ve yer gümbürdedi.Liz geriye kalan son kapı koluna attı elini ama onu da açamadı.Öfkeyle bağırdı;

Ne yapmamı istiyorsun lanet olasıca! dedi ve yeniden düşünmeye başladı.

Hazineler saçılmış... dedi ve düşünmeye başaldı.
Hazineler saçılmış ganimetler verilmiş ama o hala o duygudan yoksunmuş.Alçak gönüllü değilmiş demek ki!Parola:Alçakgönüllülük??

Şimdi tekerlemeyi tekerleme gibi düşünmeyi bırakmıştı,olaylar gibi düşünüyordu.Mantığını kullanıyordu!

Bronz kapı gümbürtüyle açıldı ve içeriden bir ışık hüzmesi süzüldü.Liz bu sefer Altın kapıya yaklaştı;
Azize habercisi,hımm tarot kartlarında 8 numara azizedir!!Azize ışığın habercisidir!Işık da aydınlık,gündüz,iyilik! Evet parola iyilik!

Altın kapı da aynı bronz kapı gibi açılınca sıra gümüşe geldi.
Bu zor,kör bir bilgenin sahip olup da bir kralın sahip olamadığı nedir ki?Fakirlik,alçakgönüllülük,eziklik?Dedikodu mu acaba parola?

Kapı kıpırdamadı,Liz zihnini biraz daha zorladı.Parmaklarıyla şakaklarını ovuştururken sesli düşünmeyi sürdürdü:
Körü geçtim,bir bilge neye sahiptir,bilgiye.Bilgi neyi getirir?Zeka???

Kapı hareketlenince Liz yumduğu gözünü açıp haykırdı:
Parola: Zeka!

((To Be Continued)) Sığmadı.! Razz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Karanlık Lord ve Lady Alımları
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Animagus & Kurtadam Alımları
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» Boleyn Ailesi Alımları
» Banshee Alımları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts Büyücülük ve Cadılık Okulu :: Karakter Oluşturma :: Meslek Seçimleri-
Buraya geçin: